Sunday, March 18, 2012

"Yalan Dünya" Değil "Reklam Dünyası" !


Daha çok yeni olmasına rağmen başladığı günden beri "Yalan Dünya" isimli Gülse Birsel'in son dizisini ilgili ile takip edip başkalarına da takip ettiriyorum. Dizinin tamamen bizleri içine çeken ince espirilerle kurgulanmış olması Gülse Birsel'in artık Türk halkını ne kadar iyi tanıdığının kanıtı oldu.

Dizi de bol miktarda sanal reklama maruz kalmak bile beni rahatsız etmiyordu, aslında başlarda bu hoşuma bile gitmişti, gereksiz reklam aralarıyla seyirciyi yormuyor, istenilen reklamlar alttan alta diziye yediriliyordu.

Çok hızlı alışmıştık, Rıza'nın Deniz Bank ATMsinden para çekmesine, ya da KFC'nın önünden geçilmesine.




Ta ki dizinin 11. bölümünde dizi setine gelen pirinç karyola ve yatağı ile beraber başlayan ve dizinin neredeyse yarısında yatak veya yatağın eski sahibiyle ilgili bölümlere kadar. Aslında kurgu bayağı eğlenceliydi. Bence tek sorun, daha doğrusu düşünülmesi gereken bölümün sonunda Bellona'dan ergonomik yatak satın alınmasına konunun bağlanmasıydı.

Bu konuda kulağıma bir fısıltı gelmedi ama eğer iç görüm beni yanıltmıyorsa tüm bu yatak ile ilgili kurgu sadece Bellona reklamı için yapıldığını ya da kurgu yazılırken reklam olarak satılmasına karar verildiğini düşünüyorum.
Aslında bu durum bilinç altına yönelik yapılan reklamların günümüzde ne boyutlara geldiğinin de bir göstergesi.
Şimdilerde "günlük yaklaşık 3000 reklama maruz kalıyoruz" cümlesinin çok daha ötesine geçtik. Bunun için hem tüketici hem marka olarak gerekli aksiyonları zamanında almak gerekiyor, yarın atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiş olacak.
Ve
Yönlendiren değil yönlendirilen olabiliriz!

Wednesday, February 15, 2012

Bir Ütü Daha Ne Kadar Akıllı Olabilir!

Çalışan bir insan olarak her gün işe ütülü tabiri caizse jilet gibi kıyafetlerle gitmemiz lazım ki şirketlerdeki aman bu nasıl kıyafet, bunu iyi ütüleyememişsin imalarından kurtulabilelim. Bunun için de haftanın en az bir günü ütü günü ilan edilip saunaya dönen odada bir gayret ütü yapılır.
Aman dikkat bu kıyafet bilmem kaç derecede ütülenecek bu gömlek bu derecede ütü tutmuyor derken saatler akıp gidiyor.  Ya öncesinde kıyafetleri ütünün derecesine göre ayrılacak ya da ütünü önce soğut sonra diğerine göre tekrar ısıt bitmeyen işkence:(
Geçtiğimiz günlerde Philips Akıllı Ütü aldım. Tabi ki hemen denedim iddia ettikleri gibi "ayar değiştirmeden tüm kıyafetlerimi direkt ütüleyebilecek miyim bakalım görelim" dedim. Eskiden 15 dakikada ütülediğim gömleğimi 10 dakikada ütüledikten sonra hiç beklemeden narin bir kıyafetimi ütülemeye başladım. İtiraf etmeliyim önce korktuğum için görünmeyen bir kısmında denedim, baktım yakmadı devam ettim hiç sorun olmadan hızlıca kalanını da ütüledim. Gerçekten kendiliğinden algılayıp kıyafetimi yakmadı :)
Bir insanın ütü yapma süresini düşünürsek yılda bana ciddi bir zaman kazandıracak, hem de jilet gibi olmuş kıyafetlerimi gönül rahatlığıyla giyebileceğim.
Ve şimdi düşünüyorum da bir ütü daha ne kadar akıllı olabilir :)

Monday, January 23, 2012

Su Gibi Hızlı

Annemler her zamanki gibi ziyaretime gelmişler, ve tabi ki posta kutusundan almaya erindiğim tüm faturalarımı almışlardı. Faturaları almakla kalmayıp kendi aralarında tutarın fazla geldiği için sessizce hararetli bir tartışmaya girmişler. Bi zaman sonra benden bahsettiklerini fark edip kulak kabarttım ve 187 TL bir su faturasından bahsettiklerini maalesef ki duydum.
Tabi ki ilk şoktan sonra hemen ilgili faturayı bulup kontrol ettim ve duyduklarım doğruydu :( Yıllardır kapağını açmadığım su saati hemencecik kontrol edildi. Daha sonra dönemeyeceklerinden emin bir şekilde  pazar akşamı İski'nin internet sayfasından fatura itiraz  formu dolduruldu.

Kafamda hangi firma şikayet eden tüketicisine dönüyor, kaldı ki burası devlet dairesi dedim ama neyse "belki işten izin alıp gittiğimde işlerim daha hızlı çözülür" dedim. Ayedaştan fazla gelen faturaya itiraz sürecimi hatırlayıp kendimi en az yarım gün sürecek olan bürokrasiye hazırlamıştım. Ne de olsa alışmıştım artık.

Bu sabah yani ertesi gün saat 10:00 telefonum çaldı, açtım. İski'den arıyorlardı. Arayan kişi itirazımın kabul edildiğini, ve neden yanlış fatura geldiğini açıkladı, faturamı düzelttiklerini akşama internetten doğru faturayı görebileceğimi iletti. Yani pazartesi sabah saat10:00'da aramışlardı :) Üstelik akşam kontrol ettim düzeltilmişti.

Nasıl bir şok geçirdiğimi tahmin edebilirsiniz herhalde. Pekçok firmayı sorununuzla ilgili defalarca ararsınız kimse dönmez, İski mesainin başlamasından ortalama 1 buçuk saat sonra aradı :) Hem sadece internetten itiraz dilekçesi yeterli olmuştu. Bir de "gelip itiraz formu doldurun" demediler. Ayedaş demişti bu devir de olur mu demeyin sakın!!

Monday, January 16, 2012

Nasıl bir sadakat bu!



Ne zaman eşime dostuma bir hediye alacak olsam; önce ben bu kişi yerine olsam ne hediye edilirse mutlu olurum diye düşünüyorum. Bayansa zaten önümüzde çok geniş bir yelpaze var.Yine de alacak bir şey bulamamışsam yolum The Body Shop mağazasında bitiyor. Şuana kadar aldıklarımdan kendim dahil beğenmeyen olmadı  :)



Eğer bir erkeğe hediye alacaksam tam bir kabusa dönüşüyor. "Acaba ne alsam beğenir" sorusu kafamda dönüp duruyor. İstenilen özel bir şey yoksa kabus devam ediyor.  En sonunda "Sarar'dan şunu alıyım ben" diyorum ve kendimden emin şekilde hemen gidip alıyorum. Aslında bu enterasan durumu geçtiğimiz hafta fark ettim. Benim için bana yakınlık derecesi önemli değil, eğer bir erkeğe hediye alacaksam Sarar'dan alınır mantığı oluşmuş.
Sanırım bunda hediye sahiplerinin istisnasız  beğenmelerinin de etkisi büyük :)
Anlaşılan bende hem Body Shop hem Sarar'a karşı garip bir sadakat duygusu oluşmuş. Kendim için sık sık alışveriş yapamasam bile sevdiklerime alıyorum.